25/5/2008 · Kategori: YASAM

DÜNYA HAYATI

    Abdullah İbni Mesut'tan rivayet edildiÄŸine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem  bir hasır üzerine yatmıştı. Kalkınca, yan tarafında hasırın iz bıraktığı görüldü. Kendisine :

-        Ya Rasulallah sana bir ÅŸey (yani bir yumuÅŸak yatak) alsak, dedik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem :

- Benim dünya ile ne alakam var. Ben dünyada ancak bir aÄŸaç altında gölgelenmiÅŸ , sonra aÄŸacı bırakarak kalkıp gitmiÅŸ olan bir binici ( yolcu) gibiyim “ buyurdu.

                                

       Evet, insan burada misafir ve yolcudur ve  ebedi yolda kendisine lazım olacak eÅŸyayı ve erzakı buradan temin etmekle mükelleftir.

       Misafir ev sahibinin iÅŸine karışmaz...

       O misafirhaneye kendi evi gibi sahip çıkmaz, tahakkümde bulunmaz.

       Yapılan ikram ve muameleleri tenkit etmez, nankörlük etmez, inkâr etmez.

       Hasılı; misafir olan kimse, beraberinde getirmediÄŸi ve kendisi ile birlikte götüremeyeceÄŸi ÅŸeylere âlaka duyup kalbini baÄŸlamaz, gönlünü kaptırmaz.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, bir gün İbn-i Ömer’in omzundan tuttu ve şöyle dedi  :

“Dünyada sanki gurbette imiÅŸsin gibi , veyahut bir yolcu gibi ol ve kendini kabirde yatanlar arasında say.” İbn-i Ömer (ra) da öyle yapar , hem de ÅŸu tavsiyelerde bulunurdu :

“Geceye gireceÄŸin vakit sabahı bekleme. Sabaha çıktığın vakitte geceyi bekleme. Ve sıhhatinden hastalığın için, hayatından da ölümün için bir ÅŸey yapıp hazırlama fırsatını kaçırma.”

Evet , bizim halimiz ÅŸudur:

 

“ Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen alıp döndük mezara.”

 

Gerçekten dünya hayatı , âhret hayatının  yanında geçici ve  deÄŸersizdir

 

ALINTI

7/5/2008 · Kategori: SEVGI VE DOSTLUK

Anneler Günü Yabancı Adeti midir?

    Senenin tek gününü Anneler Günü ilan etmek belki bir yabancı âdetidir. Ama tümüyle de İslam’a aykırı düşen bir yabancı âdeti de deÄŸildir. Belki, eksik bir âdettir.

    Çünkü İslam, senenin tek gününü deÄŸil belki hayatın tüm günlerini Anneler Günü olarak ilan eder. Bu itibarla, dışarıdan gelen her ÅŸeyi yabancıdan geldiÄŸi gerekçesiyle hemen reddetmek yerine, İslam’a uygun olup olmadığını incelemek, uygun yanı varsa almak, yoksa uygun hale getirerek düzeltip ıslah etmek gerekir diye düşünmek yanlış olmasa gerektir.

   Anneler Günü, çocuÄŸun yaÅŸ günü, hanımla beyin evlilik yıldönümü... gibi daha ziyade dışarıdan gelme yabancı âdetler, aslında iyiliklere vesile yapılabilecek âdetlerdir. Bunların içeriÄŸini İslam’a göre düzenleyip uygulamakta mahzur olmaz...

   Mesela Anneler Günü’nde annelerin elleri öpülüyor, yaÅŸlıların gönülleri alınarak memnun kılınıyorsa.. yaÅŸ gününde çocukların sevinecekleri bir doÄŸum günü toplantısıyla arkadaÅŸlarıyla mutlu olmaları saÄŸlanıyorsa, evlilik yıldönümünde taraflar geçmiÅŸi bir daha hatırlıyor, aradaki sevgi, saygıyı yenileme imkanı buluyor, komÅŸular bu vesilelerle bir araya gelerek kaynaÅŸmalar söz konusu oluyorsa.. neden bunlar yabancılara aittir denerek hemen reddetme mecburiyeti duyulsun?

   İslamî hayat zevksiz, neÅŸesiz ve eÄŸlencesiz deÄŸildir. Sınırı aÅŸmamak, ölçüyü taÅŸmamak, israfa ve harama girmemek ÅŸartıyla          Ä°slamî hayatın da zevki, eÄŸlencesi ve neÅŸeli toplantıları olacaktır elbette.

   Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri’nin doÄŸumunu senelerdir kutluyoruz. Bu vesile ile toplantılar yapıyor, hayırlara vesile kılıyoruz. Kimse de İslam’da doÄŸum günü kutlaması yoktur demiyor. Çünkü harama deÄŸil hayra vesile kılınıyor, günah deÄŸil sevaplar iÅŸleniyor...

   Bazılarındaki gibi yabancılardan gelen her ÅŸeyi hemen sahiplenmek nasıl yanlışsa, hemen karşı olmak da öyle yanlıştır. DoÄŸru olanı, önce bir incelemek, faydalı olanı almak, zararlı olana karşı olmak... İslam’ın bize makul telkini budur. Bu konuda Efendimiz’den (sas) fevkalade deÄŸerli ve düşündürücü muhteÅŸem bir hatıra bize ışık tutup rehberlik etmektedir...

   Sahabenin ileri gelenlerinden Temimdari, Åžam’daki Hıristiyanların kullandıkları zeytinyağı ile yanan bir kandili getirip Resulüllah’ın Mescidi’nin tavanına asmıştı. Görenler ‘Resulüllah’ın Mescidi’ne Hıristiyanların kilisesinde kullandıklarını mı asıyorsun?’ gibilerden sitemde bulunmuÅŸlardı. Müslümanlar o günlerde mescidi aydınlatacak kandili bilmiyorlardı. Yaktıkları hurma yapraklarıyla aydınlatıyorlardı mescidi. AkÅŸam namazında mescide gelip de bir çanak içindeki yanan fitilin külsüz dumansız etrafı aydınlattığını gören Efendimiz (sas) Hazretleri tebessüm ederek sordu:

- Kim getirdi bunu mescidimize?

- Temimdari, Åžam’daki Hıristiyanlardan alıp getirdi... dediler. Herkes bir azarlama beklerken O’nun eÅŸsiz iltifatı şöyle oldu:

- Temimdari! Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın.

Daha çarpıcı açıklamada da bulundu:

- Faydalı ÅŸey Müslüman’ın cebinden düşürdüğü malı gibidir. Nerede, kimde bulursa hemen sahip çıkıp alır. Yeter ki o ÅŸey faydalı olsun, içeriÄŸinde haram ve günah bulunmasın...

   Hıristiyan’dan alınan böylesine faydalı bir kandil örneÄŸi varken, yabancıdan gelen âdetler alınır mı alınmaz mı diye sorulmaz bile. Belki yabancıdan gelen bu âdetler faydalı mı deÄŸil mi diye incelenir. Faydalı ise cebinden düşürdüğü kendi malı gibi sahip çıkılır, zararlı ise karşı konur, uzak durulur...

   Mescid-i Saadet’e asılan bu kandil örneÄŸi, İslam’ın çaÄŸdaÅŸ anlayışını anlatan muhteÅŸem bir misal olarak ufkumuzda asılı durmaktadır...

2006-05-17 

Ahmet Åžahin

26/4/2008 ·

DÜNYA HAYATI

                                     

Abdullah İbni Mesut'tan rivayet edildiÄŸine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem  bir hasır üzerine yatmıştı. Kalkınca, yan tarafında hasırın iz bıraktığı görüldü. Kendisine :

-        Ya Rasulallah sana bir ÅŸey (yani bir yumuÅŸak yatak) alsak, dedik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem :

- Benim dünya ile ne alakam var. Ben dünyada ancak bir aÄŸaç altında gölgelenmiÅŸ , sonra aÄŸacı bırakarak kalkıp gitmiÅŸ olan bir binici ( yolcu) gibiyim “ buyurdu.

                            

       Evet, insan burada misafir ve yolcudur ve  ebedi yolda kendisine lazım olacak eÅŸyayı ve erzakı buradan temin etmekle mükelleftir.

       Misafir ev sahibinin iÅŸine karışmaz...

       O misafirhaneye kendi evi gibi sahip çıkmaz, tahakkümde bulunmaz.

       Yapılan ikram ve muameleleri tenkit etmez, nankörlük etmez, inkâr etmez.

       Hasılı; misafir olan kimse, beraberinde getirmediÄŸi ve kendisi ile birlikte götüremeyeceÄŸi ÅŸeylere âlaka duyup kalbini baÄŸlamaz, gönlünü kaptırmaz.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, bir gün İbn-i Ömer’in omzundan tuttu ve şöyle dedi  :

“Dünyada sanki gurbette imiÅŸsin gibi , veyahut bir yolcu gibi ol ve kendini kabirde yatanlar arasında say.” İbn-i Ömer (ra) da öyle yapar , hem de ÅŸu tavsiyelerde bulunurdu :

“Geceye gireceÄŸin vakit sabahı bekleme. Sabaha çıktığın vakitte geceyi bekleme. Ve sıhhatinden hastalığın için, hayatından da ölümün için bir ÅŸey yapıp hazırlama fırsatını kaçırma.”

Evet , bizim halimiz ÅŸudur:

 “ Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen alıp döndük mezara.”

 Gerçekten dünya hayatı , âhret hayatının  yanında geçici ve  deÄŸersizdir.

 


 

23/4/2008 ·

Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder :

- Çoluk - çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

- Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur :

- Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi ? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır :

- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

Bunu öğrenen fakir durur mu ? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine :

- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir :

- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ ; ama, okuyan ağız aynı değildir ! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz.

23/4/2008 ·

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü'minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır :

'Azîz ve Celîl  olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiÄŸi kadar büyüktür. Allah Teâlâ adama sorar:

' Bu defterde yazılı olanları inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi ? Kul :

' Ey Rabb'im, hayır, (hepsi doğrudur!) der. Allah Teâlâ sorar :

' (Bunları işlemenden dolayı beyan edeceğin) bir özrün var mı? Kul :

' Hayır, ey Rabb'im, der. Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:

' Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde, 'Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah (Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh'ın Resûlü'dür)' yazılı.

Sonra Allah Teâlâ buyurur:

' Ağırlığını (yani amellerini) hazırla! Kul sorar:

' Ey Rabb'im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne ? Allah Teâlâ ona :

' Sana zulmedilmeyecektir ! buyurur.

Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine. Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!'

« Önceki ::

Glitter Graphics


Glitter Graphics


Glitter Graphics